Buradasınız : Anasayfa »  Manşet » Dünya Mülteciler Günü

Dünya Mülteciler Günü

Dünya Mülteciler Günü

Sivil Toplum Kuruluşları, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ‘da Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan iç savaşlar sonucunda dünya üzerindeki mülteci sayısının II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı bildirildi.

Açıklama, 30 yılı aşkın süredir Afganistan’a ait olan “en çok mülteci gönderen ülke” unvanının 5 yıldır iç savaşın pençesindeki Suriye’ye geçtiği kaydedilerek, Suriye iç savaşının ürettiği mültecilerin çoğunluğu Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerde misafir edilmelerinden dolayı Avrupa ve egemen ülkelerin uzunca bir dönem bu sorunu görmezden geldiği ifade edildi.

Savaşın ve zulmün, insanların göç etmesinin en büyük iki nedeni arasında bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Son yıllarda mülteci konumuna düşenlerin yarısından fazlası sırasıyla Afganistan, Somali, Suriye, Irak, Sudan’dan geliyor. Bu ülkelerin tamamının yoksul ve savaş altındaki Müslüman ülkeler olması dikkat çekicidir. Bu durum mülteci meselesini İslam dünyasının da kendi sorunu olarak görmesini gerektiriyor. Yine mültecilerin yarıdan fazlasını çocuklar, kalanın çoğunluğunu da kadınlar oluşturmaktadır. Bu ise mülteci krizinin insani boyutunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Refakatsiz çocukların kaybolduğu, insanların organ ve fuhuş mafyalarının elinde kurban edildiği bir insanlık dramı hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, Türkiye, Ürdün ve Lübnan’ın, kapılarını toplam 4 milyonu aşkın Suriyeli mülteciye açtığı ve onlara koruma sağlamakla uluslararası yükümlülüklerinin ötesinde bir insani çabayı 5 yıldan fazla bir süredir yerine getirdikleri belirtilerek, şunlar kaydedildi:

“Söz konusu ülkelerde bulunan yoğun mülteci nüfusun insan onuruna yakışır bir yaşam elde etmesi konusunda hem maddi ve ekonomik yetersizlikler vardır hem de mer’i hukuki mevzuat hükümleri mültecilere temel haklarını kullanarak yeni bir gelecek kurma imkanı tanımamaktadır. Ege ve Akdeniz’de batan ve batırılan şişme botlar, ölen yüzlerce, binlerce sığınmacı, sahile vuran cansız bedenlerin haberlerini okuyor, izliyoruz. Aylan bebeğin sahile vuran cansız vücudu tüm vicdanlı insanları derinden sarstı. Buna rağmen Aylan bebekten sonra yüzlerce bebek aynı şekilde adeta ölüme terkedildi. Avrupa başta olmak üzere mülteci politikalarının tekrar gözden geçirilerek sadece insan ve insan hakları merkezli bir anlayış doğrultusunda güvenlik eksenli sınır politikalarının değiştirilmesi, Akdeniz ve Ege ‘de durdurulan arama- kurtarma çalışmaları yeniden başlatılması ve insan kaçakçıları ile aktif bir şekilde mücadele edilmesi gerekmektedir.”

Açıklamada, Türkiye üzerinden tehlikeli yolculuklara çıkarak Avrupa’ya ulaşabilen mültecilerin sayısının hızla artması karşısında Avrupa Birliği’nin kendi içinde ciddi görüş ayrılıklarına düştüğü ve Yunanisten’dan başlayarak, Makedonya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkelerin kabul edilemez, insanlık dışı yöntemlerle mültecileri topraklarına yaklaştırmamaya çalıştığı hatırlatılarak, Avrupa’ya, kendi insan hakları kriterleri ve evrensel değerlerini çiğnemekten, uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmekten vazgeçmesi çağrısında bulunuldu.

STK’lar olarak, mültecileri sınır kapılarında durdurmak adına Tüekiye ve AB liderleri arasında varılan uzlaşmanın yol açacağı katı uygulamalar ve insan hakları ihlalleri riskleriyle ilgili endişelerini daha önce dile getirdikleri belirtilen açıklamada, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Avrupa’nın önceliği, mültecilerin güvenliğinin sağlanmasından ziyade Avrupa sınırlarının güvenliğinin sağlanması ve mümkün olduğunca az mültecinin Avrupa’ya ulaşmasını temin etmektir. Bu minvalde mültecileri siyasi ve ekonomik pazarlıkların parçası olarak değerlendiren zihniyetleri kınıyor ve nüfusunun yüzde 0,5’i kadar mülteci alan AB’nin elini daha fazla taşın altına sokmaya çağırıyoruz. Avrupa’nın bir başka uygulaması da bütün engellemelere rağmen Avrupa’ya ulaşan mültecilerin geri gönderilmeleridir. 3 milyona yakın Suriyeli’yi barındırarak bütün Avrupa ‘dan daha fazla sorumluluk yüklenen Türkiye’nin ‘Geri Kabul Anlaşmasını’ Avrupa ‘ya geçmiş olan Suriyeliler içinde uygulayarak bir de Avrupa tarafından gönderilecek olan Suriyelileri kabul etmesinin gerçekçi olmadığı açıktır. Öncelikle sığınmacıların AB üyesi ülkelere yasal yollardan iltica etmelerinin kolaylaştırılması ve bu yolların önü açılmalıdır. Bu noktada Almanya ve AB, üye ülkelerin, mültecilerin paylaşımı noktasında dayanışma içinde olması gerektiği noktasında ciddi ise, mülteci yükünün büyük kısmını çeken sınır ülkelerini rahatlatacak adımların atılmasına ön ayak olarak Dublin Sistemi’nin reform edilmesi yolunu açmalıdır.”

STK’lar, mültecilerin insana yakışır bir hayata kavuştuğu günleri görme temennisinde bulundu.

Açıklamaya, UMHD öncülüğünde, aralarında Doğu Turkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, Mısır Rabia Derneği, Mısır Haklar ve Özgürlükler Dünya Derneği, Suriye Nur Derneği, Suriye Türkmen Meclis Derneği, Irak Türkmenleri ve Adalet Dayanışma Derneği, Şam İmar Derneği, Şam Alimler Derneği, İslam Medeniyet Derneği gibi bir çok STK imza attı.

© 2000 - 2015 Bodrum Haber 2000, Tüm haklar saklıdır.

Yukarı